Kültür-sənət

Seyyid Osman Adapazârî’nin Poetikası ve Azerbaycan Divan Edebiyatındaki Çağdaşları

“Poetika” kavramı, son yarım asırdır Türkçede daha sık kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Orhan Okay’ın tanımıyla poetika; “şiir biçimi (vezin, kafiye, nazım şekilleri), bu formun şiir içindeki değeri, şiirin yapısı, ritim ve armoni, şiir dili, âhenk, muhteva (mana, imajlar, temalar, edebî sanatlar), şiirin kaynağı, estetik yapısı ve ferdî ya da toplumsal karakteri gibi alanları kapsayan” bir disiplindir (Okay, 2009, s. 19). Aristotales’in “Poetika” adlı eseri bu alandaki ilk kuramsal metin kabul edilmekle birlikte, poetika anlayışı daha sonra İslâm filozofları tarafından da yorumlanmış ve İslâm düşünce dünyasında yeniden üretilmiştir. Fârâbî’nin “Şiirin Kanunları Hakkında Risâle” adlı eseri bu çabanın önemli bir örneğidir. Poetikanın, Batı’da olduğu kadar Doğu’da da şiir estetiğinin ve teorisinin temellerini şekillendirdiği söylenebilir. Klasik şiir anlayışında poetika, belâgat ilmiyle iç içe geçmiş, özellikle nazım şekilleri, mazmunlar ve söz sanatları yoluyla metnin estetik değerini açıklamaya yönelmiştir (Türkdoğan, 2011, s. 181). Osmanlı döneminde şiirin mahiyetini ve şairin işlevini belirlemek amacıyla oluşturulan “Re’isü’ş-Şu’arâ Müessesesi” devlet eliyle oluşturulmuş poetika kurumu olarak dikkat çeker (Tarhan, 2024, s. 465). Bir dönemin poetikasına ulaşma amacıyla yapılacak çalışmalarda o dönemin güçlü şairleri başta olmak üzere döneminin kalburüstü şairlerinin Dîvân adlı eserleri başta olmak üzere ortaya koyduğu çalışmalar incelenir ve gerekli tahlil yapılırsa poetik unsurlara da ulaşılabileceği kabul edilmektedir.

Azerbaycan Edebiyatı, genel Türk edebi özelliklerinin yanı sıra kendine özgü hususiyetler kazanmış, bütün Doğu edebiyatlarını etkileyen sanatçılar yetiştirmiş bir edebiyat olarak dikkat çeker. Tarih boyunca Türk dilinin merkezlerinden sayılan Bakü ve el yazmalarının toplandığı “Bakü El Yazmaları Enstitüsü”nde bulunan divan edebiyatı eserleri araştırmacılar için oldukça zengin bir kaynaktır. 19 ve 20. yüzyıl Azeri divan şairlerine ait yazmaların bulunduğu Enstitünün en kayda değer özelliği 19. yüzyıl Azerbaycan’ında yetişmiş ve birtakım edebî okulların kurulmasına vesile olmuş şairlerin divanlarına ev sahipliği yapmasıdır. Kasım Beg Zâkir’den Mirza Muhsin Ahundzâde’ye Seyyid Azim Şirvânî’den İsmail Sadreddin Nâkâm’a kadar 19. yüzyıl Azeri edebiyatına damga vurmuş birçok şairin divanları veya mesnevileri bu zenginliğe örnek gösterilebilir (Çınarcı, 2016, s. 15-18).

Şiir meclislerinin 19. yüzyılda klâsik şiir geleneklerinin yok olmasını engelleyen, genç şairlere bu edebiyatın sırlarını öğreten, çeşitli bölgelerdeki şairler arasındaki irtibatı sağlayan kurum olarak önemli bir görev üstlendiğini de belirtmek gerekir. “Bu dönemde Kuzey Azerbaycan’da, Mirza Şefi Vazeh, Kasım Bey Zakir, Mirza Bakış Nedim, Baba Bey Şakir, Kazım Ağa Salik; Güney Azerbaycan’da Fazılhan Şeyda, Endelib Karacadağî, Seyid Ebülkasım Nebatî gibi şairler de klâsik tarzda şiirler yazmaya devam ediyordu” (Pirverdioğlu, 2025). Mutasavvıf bir şair olan Karabağ doğumlu Mir Hamza Nigârî (1805–1885)’yi ayrıca vurgulamak gerekir. “Nigârî; adeta bir ekol olmuş ve bu ekolden Şahnigar Hanım Rencur, Kadı Mahmud Efendi, Hacı Mecdi Efendi, Hacı Rahim Ağa Dilbazov Vahidi, Gazi Osman Efendi, Hacı Zekeriya Efendi, Hacı Tayyub Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Postlu Hacı Mustafa Efendi, Sadi Sani Karabaği, Tâlibî, Seyyid Giryan Cemaleddin Kazaki gibi pek çok sanatçı yetişmiştir” (Bayram, 2008, s. 255). Divan şiiri gelenekleri Azerbaycan’da hiçbir zaman tümüyle yok olmamış, bu gelenek şair ve yazarlarla varlığını sürdürmüştür. Bir dönemin poetikasına ulaşma amacıyla yapılacak çalışmalarda o dönemin güçlü şairleri başta olmak üzere döneminin kalburüstü şairlerinin Dîvân adlı eserleri başta olmak üzere ortaya koyduğu çalışmalar incelenir ve gerekli tahlil yapılırsa poetik unsurlara da ulaşılabileceği kabul edilmektedir.

Seyyid Osman Adapazârî kimdir?

Seyyid Osman Adapazârî (d.?–ö.1248/1840) 18. yüzyılın son yarısı ile 19. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Osmanlı mutasavvıf dîvân şairi, ehl-i ilim ve ehl-i irfân bir mânâ eridir. Sakarya ili Adapazarı ilçesine bağlı Solaklar mahallesinde yaşadığı düşünülen bu zâtın türbesi de aynı mahallede bulunmaktadır. Yöre halkı ve bazı akrabalarının anlatımıyla 1770–1840 yılları arasında Merkez Solaklar Bileciler köylerinde yaşadığı, köydeki Hacıahmetler sülalesinden olduğu, Kâdirî-Eşrefî tarîkine mensup bulunduğu, köyde halen Gocaçeşme denilen mevkide ahşap bir cami ve bitişiğinde Kadirîlere ait bir tekkede çocuklara ve gençlere ilim öğrettiği nakledilir.

Gerek Harun Çelebi (2001) ve gerekse Muhsin Serbest (2002) onun el yazması dîvânı hakkında oldukça değerli lisansüstü çalışmalar yapmışlardır. Ayrıca şehirdeki kültürel çalışmalarıyla öne çıkan Serdivan Belediyesi dîvânı ve bestelenmiş ilahilerini 2021 yılında kitap haline getirerek Seyyid Osman Adapazarî’nin hayırla anılmaya devam etmesine vesile bir eser ortaya koymuştur. Adapazarî’nin bugün elimize ulaşan iki eseri vardır. Biri şiirlerini bir araya getirdiği Divân, diğeri ise Fevâidü’l-Fevâid fî Halli Müşkilâti’l-Akâid isimli akâide dâir bir eser. Hazretin Seyyid’liği Fahr-i Kâinat Efendimizin Hz.Hüseyin vasıtası ile gelen torunlarından olmasındadır. Şeyhi Râsih Efendi ile Eşrefiyye’ye intisab etmiştir. Şeyhinin halifesi olarak Adapazarı’nda meşîhatte bulunmuştur (Serdivan Fikir Sanat Akademisi, 2021, s. 10-14): (Gazel No: 120, s. 156); Ah n’idem Râsih azizim etti fâniden sefer / Gez ki dünyâyı a Seyyid bulamazsın öyle yâr (Gazel No: 43, s. 74).

Şairin Poetikası

Alan yazın her şairin ve şiir geleneğinin yazılmış veya yazılmamış bir poetikası olması gerektiğini kabul eder. Bir şiir geleneğinin poetikasına tabi olan şairlerin bireysel poetikalarının olmayacağını savunanlar da bulunmaktadır. “Klasik Türk şairleri (divan şairleri), aynı şiir tarzının en güzel şiirlerini söylemeye çalışan şairlerdir. Şiirlerinde mizaç, yetenek ve eğilim farklılıklarının izleri görülebilir. Ancak bu farklılıklar, mensubu oldukları şiir geleneğinin poetikasını değiştirecek boyutta değildir. Onların poetikaları, tabi oldukları şiir geleneği tarafından önceden belirlenmiştir. Bundan dolayı divan şairleri modern anlamda bir poetika yazma ihtiyacı hissetmemişlerdir” (Coşkun, 2011, s. 57).

Edebî bir terim olarak poetika, şairlerin şiir yazarken bağlı bulundukları veya önemsedikleri şiirsel görüş ve kuralların bütününe verilen addır. Buradan hareketle Seyyid Osman’ın eserlerini kaleme alırken amacı, yöntemi, kaynakları, edebiyata ve şiire bakışının ne olduğu; mizaç, yetenek ve eğilim farklılıklarının neler olduğu açıklanmaya çalışılacaktır. Bu irtisam/iz düşüm kendisi hakkında yapılan lisansüstü çalışmalar ve Serdivan Belediyesi’nin çıkardığı kitapta yer alan beyitler üzerinden yapılacaktır. Seyyid Osman Adapazârî Dîvânı’nda Azerbaycan ile ilgili doğrudan bir yer adı ya da siyasi referans çok belirgin olmasa da coğrafî ve kültürel bağlamda “Acem”, “İran”, “Türkmen” gibi kavramlar üzerinden Azerbaycan’la ilişkili çağrışımlar yapılmaktadır. Fakat “Azerbaycan” isminin açıkça geçtiği bir beyit ya da kıta tespit edilememiştir. Ancak, şunlar mümkündür:

• Seyyid Osman, “Türk milleti”, “Türk dili” ya da “Türk’ün aşkı” gibi kavramları kullandığında Oğuz-Türk coğrafyasının tamamını, dolayısıyla Azerbaycan’ı da kapsayan geniş bir aidiyet çerçevesi çizer.

• Şairin şiirlerinde izlerini gördüğümüz Niyâzî-i Mısrî, Nakşî-i Akkirmânî, Hasan Sezâî-i Gülşenî gibi sufîler, Azerbaycan’daki Mevlevî, Halvetî, Nakşî ve Gülşenî çevreleriyle ortak bir irfan dünyasını temsil eder. Dolayısıyla bu, tasavvufî ortaklık üzerinden dolaylı bir kültürel yakınlığa işaret eder.

• Azerbaycan edebiyatındaki klasik şairlerde (Fuzûlî, Seyyid Azîm Şirvânî, Mirzâ Şefî Vazeh gibi) görülen aşk, hikmet, Allah yolunda feda olmak gibi temalar Seyyid Osman’ın şiirinde de baskındır. Bu benzerlikler, ortak bir Türk-İslam estetiğini ve söylemini ortaya koyar.

Şiir Yazma Amacı

Klasik Türk şairleri divanlarında şiiri daha çok kendilerini övmek için yazdıkları; şiirlerinin güzelliğini ve etkileyiciliğini vurgulamak için hüner, nükte, eğlence, oyun, hayal, yalan, resim vb. birçok kavramı kullandıkları anlaşılmaktadır. Seyyid Osman Adapazârî’nin Divanı’nda “İslâm kardeşliği”, yani ümmet bilinci, birlik, tevazu, birbirini sevmek ve affetmek gibi değerlere vurgu yapan çok sayıda beyit yer alır.

Sâlikâ sen isterisen dü-cihânda feyz-yâb
Mürşidinden türlü ilmi öğrene gör bâb u bâb
(16/1, s. 46)

Bâtınımda sırr-ı aşkım söyle dedi söyledim
Sen de hakkettir efendi neşr ola işbu kitâb
(19/6, s. 49)

Zikre gel bülbül ki âşık olduğun dilber adın
Her nedenli ‘âciz ise vasfına şol kelimât
(24/4, s. 54)

Her kelâmın mürşidâne söyledin Râsih misâl
Bu zamanda Seyyid ‘ârif sen değilsin ya nesin
(148/5, s. 184)

Ger nasihat isterisen benliğin eyle harâb
Kıl ma’mûr dil beytini etsin ‘ibâdullah tavâf
(90/3, s. 126)

Beyitlerdeki anlamlar üzerinden “irşad” amacıyla sûfilere nasihat, hakikati açıklama, ahlâk ve edep vurgusu; “zikr hâli/vecd” amacıyla ilhamla yazma, aşk coşkusuyla söyleme, harflerin zikre dönüşmesi; “estetik ifade” amacıyla da sözün ahengi, mecazla hakikati sunma, dil ve ruh güzelliği oluşturma amacıyla şiir yazdığı belirtilebilir.

Seyyid Osman ile Azerbaycan divan şiiri temsilcileri arasında birçok ortak tema ve biçimsel benzerlik bulunmaktadır. Ortak Türk-İslam tasavvuf mirası, aşkın ilahîleştirilmesi, gazel formunun tercih edilmesi, sözün hikmet ve nasihat değeri taşıması gibi noktalar benzeşmelerin temelini oluşturur.

Şiirlerindeki Baskın Rol

Seyyid Osman Adapazarî’nin şiirlerinde ise mürşîd (manevi rehber) rolü şair tavrına kıyasla daha baskındır. Bu durum, şiirlerinde sıkça karşılaşılan nasihat dili, tasavvufî terbiye vurgusu, benliğin terki, sûfîye hitap etme biçimi ve hakikati gösterme amacı gibi ögelerle net şekilde anlaşılmaktadır.

Zâhidâ başlı başına zühd ü takvân hep hebâ
Çünkü aşksız kimseye asla erişmez bil bu dâd
(34/3, s. 65)

Feyz-i Hakk’ı isterisen ülfeti kes nefs ile
Pendimi ger dinlerisen ola derdine devâ
(86/2, s. 122)

Seyyid Osman Adapazarî’de bireysel sanatsal ifade arzusu fazla ön planda değildir. Sanatı, bir araç olarak kullanır: Nazm ederim ki gönüller işitsin nâzenîn sözüm / Ruhlara şifâ ola her beytim, mecâzla hakikat bulsun şiirinde görüldüğü gibi amaç şiirin estetiğinden ziyade gönülleri irşad etmek ve hakikati duyurmaktır.

Güney Azerbaycan’da klasik edebiyat, varlığını genelde Nebâtî, Mecnûnşâh ve Hançobanî mahlaslarıyla şiirler yazan Seyyid Ebulkasım gibi tasavvuf erbabı şairlerin şiirleriyle sürdürmüştür. Muhammed Âciz-i Gemrûdî ve İshâk Zencânî’yi de Türkçe şiirler yazan Güney Azerbaycanlı şairler olarak hatırlamak gerekir. Kuzey Azerbaycan’da da çeşitli meclis ve sanat mahfillerinde şairler bir araya gelerek klasik edebiyat eserleri ortaya koymuşlardır. Yazmalar arasında divanları bulunan Şehîd, Bülbül, Mahzûnî, Nevvâb, Ali Asker, Asî, Mahfî ve Şeydâ öne çıkan şairlerindendir.

Seyyid Osman Adapazârî’nin Dîvân’ındaki konu özelindeki iz düşümlerini Azerbaycan divan edebiyatında Fuzûlî, Nigârî ve Kazâkî’nin şiirlerinde de görmek mümkündür. “Nigârî’de aşk, Hüda’nın lütfettiği bir badedir ve camsız içilir; çünkü o mana badesidir. Kazâkî’de ise aşk; zahidi sarhoş eden bir kadeh, köklerinin kâinatın yaratılmasından öncesine kadar uzandığı bir ateş, kâbesine sevinerek kurban olunacak bir yol, aşığın başına dolanan bir cellat ve nurun da zulmetin de kendisinden doğduğu bir kaynaktır. Fuzûlî, Nigârî ve Kazâkî tarafından bu aşk; âşık, vahdet, mey, meyhor, meykede, peymane, dildâr, şarâphâne gibi mazmunlarla anlatılmaya çalışılmıştır” (Kök, 2017, s. 689).

Dîvânı’nın Poetikası

18. yüzyıl divan şiirine hâkim olan dört üslup; “Mahallî üslup”, “Bediî Üslup”, “Hikemî üslup” ve “Klasik üslup” olarak sıralanmaktadır (Topak, 2020). Seyyid Osman’ın şiirlerinde bu üslupların tümünün izlerini bulmak mümkündür. Seyyid Osman’ın şiir anlayışı klasik dîvân şiiri geleneğine sadık kalarak, bireysel ve tasavvufî derinlikle şekillenmiştir. Dîvânında yer alan 208 gazel, 28 müfred, 17 rubai, 10 muhammes, 4 musammat, 3 tahmis, 3 mesnevi, 2 müseddes, 2 terbi’, 1 kaside ve 1 tarih manzumesi gibi türler onun nazım biçimleri bakımından zenginliğini gösterir. Bu şiirlerde genellikle aruz vezni tercih edilmekle birlikte, zaman zaman hece vezni de kullanılmıştır. Aruz vezni içinde özellikle “remel” (fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün) ve “recez” (mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün) kalıplarına sıkça rastlanır. Kafiye türleri arasında tam ve zengin kafiye öne çıkar (TESS, 2022). Şairin aruz kurallarına bilinçli olarak uymadığı da şu beyitten anlaşılmaktadır:

Aruzdan âridir nazmım beni ta’n eylemen dostlar / Hakîri ta’n iden câhil aceb Hakk’tan utanmaz mı? (182/4, s. 220) Bu beyitte, biçimsel kurallara karşı takınılan bilinçli tavır, poetikasının özgünlüğünü gösterir. Seyyid Osman’ın şiir anlayışının temel dayanaklarından biri tasavvuftur. İlahi aşk, fenâ ve bekâ kavramları, sûfî semboller (meyhâne, şarap, sâkî) onun şiirinde merkezi yer tutar:

Şarâb-ı lâ-yezâlîden içelden bu gönül mahzûz
Leb-i le’âlî yanağı görelden gül gönül mahzûz
(84/1, s. 120)

Dilberâ mâh yüzüne gîsûların olmuş nikâb
Âb-ı nîsân yağmak için sanki etmiş bir sehâb
(13/1, s. 43)

Sanatında ve meşrebinde başta Zünnûn-ı Mısrî olmak üzere Nakşî-i Akkirmânî, Hasan Sezâyî-i Gülşenî gibi zevât-ı kirâmı takip ettiğini Dîvân’ında bu zâtlara yaptığı nazîre ve tahmislerden görmek mümkündür.

Kelâmın dürr-i yektadır ne bilir kadrin âhengîr
Kemâlin kadri bilinmez olursun Mısrî-i Zünnûn
(146/4, s. 182)

Genç-i aşkın mahremi olmuş Sezâî gâlibâ
Küntü kenzin sırrını fehm etti Seyyid gâlibâ
(195/5, s. 233)

Seyyid Osman’ın klasik Osmanlı şiir geleneğini sürdürdüğü belirtebilir. Klasik geleneğe bağlılıkta temel özellikler Nazım şekilleri (Gazel, kaside, rubai, kıt’a), Aruz vezni (Arapça-Farsça kökenli geleneksel ölçü sistemi) ve Mazmun kullanımı (Gül-bülbül, şarap-meyhane, mum-pervane benzetmeleri) olarak belirtilebilir. Aşağıdaki şiiri ilâhi olarak bestelenmiş ve divân içinde yer almış 76 eserden biridir. Nazım türü, kafiye ve redif; 4’lü, 7’li, 11’li, 14’lü hecesel ölçü ile mısra yapısı O’nun şiiri hakkında örnek biçimsel özellikler taşır:

Buyurduğun tevhidin ettim gûş
Sâye-i lütfunda eyledim ıyş nûş
Seni bildim gayrı ettim ferâmûş
Efendim sultânım imdâda yetiş
Sultân Abdülkâdir imdâda yetiş
(78/1, s. 112).

Dîvân’daki şiirler, Seyyid Osman’ın hem klasik divan geleneğiyle kurduğu güçlü bağını hem de derin tasavvufî içeriğe sahip bireysel yorumunu gösteriyor. Şiirdeki biçimsel ve tematik ögeler, onun poetikasının merkezi unsurlarını örnekliyor.

Didaktik Ton (Hikemî Tarz)

Seyyid Osman’ın şiirlerinde özellikle hikmetli söylem dikkat çeker. Ahlâkî ve dinî öğütler, sabır ve tevekkül temaları öne çıkar:

Eyâ ihvân gözün aç bak ele girmez bu cem’iyyât
Eğer dîv nesli değilsen gerektir cem’-i farkıyyât
(22/1, s. 52).

Zâhidâ gel aşkı al zühdünü eyle sen kesâd
Çünki aşksız zâhidin zühdü verirmiş çok fesâd
(34/1, s. 65).

Bu tarz beyitler, bireye manevi sorumluluğunu hatırlatmayı amaçlar, klasik söylem içinde ahlâkî farkındalık oluşturulmak istenir. Seyyid Osman Adapazârî’nin poetikası, divan şiiri geleneğini hem biçim hem muhteva açısından sürdüren, ancak tasavvufî ve didaktik katmanlarla derinleşen, zaman zaman da bireysel ve yerel duyuşlarla zenginleşen bir yapıya sahiptir. Onun şiirleri, son dönem Osmanlı şiirinin Anadolu’daki bir yansıması olarak büyük önem taşır.

Örnek Beyitler

“Divan şairleri, divan şiirinin ortak teşbih malzemesini değişik ilgilerle şiir için de kullanmışlardır. Meselâ bir şair, şiirinin güzelliğini ve etkileyiciliğini anlatmak istediğinde, onu dür, dilber, gül, yâdigâr gibi kavramlara benzetirken, şiirinin hiciv yönünü anlatmak istediğinde onu kılıç, mızrak, ok, gamze gibi kesici nesnelere teşbih etmiştir.” (Coşkun, 2011, s. 75). Seyyid Osman, Dîvân’ında etik değerlerin eşlik ettiği güzelleştirilmiş dile; ilâhî aşk (aşk-ı hakiki), fenâ fillah (Allah’ta yok oluş), zâhid ve rind karşıtlığı, dünyanın fâniliği, ahlâk ve hikmet (didaktik öğütler), sûfî yolculuk ve terbiye, içsel çile ve sabır, meyhâne ve şarap mecazı, ölüm ve ahiret bilinci, peygamber ve ehli beyt sevgisi gibi pek çok başlıkta rastlanabilir.

– Zâhid ve Rind Karşıtlığı (6/4 s. 36):

Zâhid anlamaz bizi bizler mu’amma söyleriz
Nutk-ı muğlaktan okuruz veremez ma’nâ bana.

– İlâhî Aşk (87/6, s. 123):

Âşıka mürşid ki Hakk’tır dersini Hakk’tan okur
Dersini gel Hakk’tan öğren geçmeden sendeki çağ.

– Fenâ Fillah (38/2, s. 69):

Aref sırrın bilip zâtla ki nefsi ruha münhaldir
Fenâfillâh olup zâtta bekâbillâh ile söyler.

– Dünya’nın Fâniliği (133/5, s. 169):

Beyim bu dünyâ fânidir fâni
Âhirde olur elbet zevâli
Hakkı bilmektir âdem kemâli
Sen bilmez isen hayvân imişsin.

– Ahlâk ve Hikmet (83/2, s. 118):

Gâfil olma her nefeste sun’-ı Hakk’a kıl nazar
Muntazır ol emr-i Hakk’a nakd-i cânla kıl pazâr
Olma mağrur mâl u mülke kabr içinde sâd hezâr
Bir nazar kıl müflis olmuş hâcede yoktur nukûd.

– Sûfî Yolculuk ve Terbiye (106/1, s. 142):

Necâtın isteyen insân şerî’atle olur ‘âmil
Geçer nefsin hevâsından tarîkatle olur kâmil.

– İçsel Çile ve Sabır (7/1, s. 37):

Ey felek n’ettim sana lâyık mıdır bu cevri bana
Yıktı göynümün sarâyı var mıdır dost âdem ona
Düştü gönül bî-vefâya yok tahammül hîç cefaya.

– Meyhane Mecazı (66/4, s. 99):

Teşne dil rağbet ederse Hayderî’den kanmayı
Hamr-i Hakk’a mübtelâyız râgıb-ı meyhâneyiz.

– Şarap Mecazı (12/5, s. 42):

Yar dolusun içtiği dem mest olurlar âşıkân
İçti Seyyid yâr elinden nice kez dolu şarâb.

– Ölüm ve Ahiret Bilinci (58, s. 91):

… Hem suâl ile hesâbı bunda eyle Seyyid’in
Zenbine münker nekîr olmaya sâil der-kubûr.

– Peygamber ve Ehl-i Beyt Sevgisi (1/4-5-6, s. 31):

‘Ayn-ı farzdır hem salât ile selâm Peygamber’e
Mü’min isen ver salavât rûz u şeb durma ki hâ
Sad hezâr olsun tahiyyât âline ashâbına
Bâ-husûs ki çâr-ı yâr-i bâ-safâya mutlaka
Hürmetine Ehl-i beyt’in yâ İlâhe’l-‘âlemîn
Rû-siyâh Seyyid kulunu yarlıga rûz-i cezâ.

Azerbaycan klasik şiirinin temsilcisi Âciz de mutasavvıf bir şair olmamakla birlikte mersiye türündeki şiirlerinde ehl-i beyt’e bağlılığını belirtmektedir (Soleimanzade, 2016, s. 388). Ahmet Haşim şiir için “mûsikî ile söz arasında, sözden ziyade mûsikîye yakın mutavassıt bir lisandır” der. Seyyid’in Dîvân’ından seçilen 76 şiirinin bestelenmiş, notaya dökülmüş ve icrâ edilmiş olduğunu da belirtmek gerekir (Serdivan Fikir Sanat Akademisi, 2021, s. 269–364).

Bu çalışmada ortaya konulan poetika değerlendirmesi, sadece Seyyid Osman Adapazârî’nin bireysel şiir anlayışını değil, aynı zamanda onun temsil ettiği bir dönemin tasavvufî estetik anlayışını da gözler önüne sermektedir. Poetika; yalnızca şiirin içyapısını değil, şiirin doğduğu iklimi, beslendiği kaynakları ve yöneldiği hedefleri de ortaya koyar. Seyyid Osman’ın şiirleri, aşkın bir anlam arayışının dili olarak hem bireyi hem toplumu terbiye etmeyi amaçlayan bir söylemin ürünüdür. Çağdaş şiir anlayışıyla karşılaştırıldığında, Seyyid Osman’ın poetikası klasik temellere dayansa da bireysel duyarlılık, yerel mekân bilinci ve hikemî öğeler bakımından günümüz şiirine ilham verebilecek bir zenginliğe sahiptir. Bu yönüyle poetikası, yalnızca geçmişle değil, bugüne ve geleceğe de hitap eden çok katmanlı bir yapı arz etmektedir.

Makalemizde ayrıca 18. ve 19. yüzyıl Azerbaycan klasik divan edebiyatı şairleri ile Seyyid Osman Adapazârî’nin şiiri tematik, biçimsel ve düşünsel bakımdan karşılaştırılmıştır. 18. ve 19. yüzyıl Azerbaycan divan edebiyatı şairleri, klasik Türk şiiri geleneği içerisinde hem Osmanlı hem İran etkilerini taşıyan, tasavvufî, aşkî ve hikemî şiirler kaleme almışlardır. Bu dönemde Fuzûlî’nin etkisi devam ederken, bazı şairler daha sade ve didaktik bir dile yönelmiş, bazıları ise klasisizmi sürdürmüştür. Seyyid Osman Adapazârî ile Azerbaycan divan şiiri temsilcileri arasında birçok ortak tema ve biçimsel benzerlik bulunduğu anlaşılmaktadır. Ortak Türk-İslam tasavvuf mirası, aşkın ilahîleştirilmesi, gazel formunun tercih edilmesi, sözün hikmet ve nasihat değeri taşıması gibi noktalar benzeşmelerin temelini oluşturur. Seyyid Osman’ın şiirinde yerel aidiyet hissedilirken tıpkı Azerbaycan şairlerinde olduğu gibi tasavvufî ve İslâmî söylemlerin eşlik ettiği evrensel bir ümmet söylemi göze çarpar.

Seyyid Osman temel olarak tasavvufî ve İslâmî söylemler üzerine inşa ettiği şiirlerinde doğrudan etnik bir Türklük vurgusu yapmaz ancak dil, millet, vatan, alp-eren geleneği, gaza-şehitlik kavramları üzerinden İslam-Türk sentezli bir aidiyet vurgusu yaptığı söylenebilir.

Seyyid Osman Adapazârî’nin poetikası, yaşadığı dönemin klasik dîvân şiiri geleneğini hem biçim hem de muhteva açısından sürdüren; tasavvufî yoğunluk, hikemî söylem, yerel ve bireysel unsurlarla derinleşen özgün bir yapı sunar. 18. yüzyıl divan şiirine hâkim olan “Mahallî”, “Bediî”, “Hikemî” ve “Klasik” olmak üzere sıralanan dört üslubu Seyyid Osman’ın Dîvân’ında görmek mümkündür. Onun şiirleri, son dönem Osmanlı şiirinin Anadolu’daki irfân geleneğiyle harmanlanmış bir yansımasıdır. Bu poetika, yalnızca estetik bir tercihin değil, aynı zamanda bir hayat görüşünün, bir manevî duruşun ifadesidir. Şairin, çağının sosyal ve siyasî sorunlarına bigâne kalmayıp, sözünü zamanın yükünü taşıyan bir mürşîd edasıyla dile getirmesi hem geleneksel hem de özgün bir söylemi temsil ettiğini gösterir bizlere.

Yapılan bu poetika çözümlemesi, klasik şiir anlayışını yeniden yorumlama ve günümüz edebiyatında unutulmaya yüz tutmuş değerleri görünür kılma açısından da anlamlı bir çaba olarak kabul edilebilir. Bundan sonraki çalışmalarda Seyyid Osman Adapazârî’nin poetikasının diğer dîvân şairleriyle mukayeseli biçimde incelenmesi, Anadolu irfân şiirinin estetik kodlarını daha açık biçimde ortaya koyacaktır. Balcı’nın (2016) ifadesiyle “İster şair ve ister başkaları tarafından yapılan poetik çalışmalarda maksat kural koymak değil, anlamayı kolaylaştırmaktır” (s. 440) ve bu makale de umarım okuyucuları için böylesi bir faydaya hizmet eder.

Seyyid Osman Adapazârî’nin poetikası, Anadolu irfânının şiire dönüşmüş halidir; bu şiir, aşkın sesiyle çağlar ötesinden bugüne gök kubbede yankılanmaya devam eden hoş bir sedâ gibidir.

Kaynaklar:

Balcı, M. (2016). Bir İslâm medeniyeti şairi olarak Sa’dî-yi Şîrâzî’nin poetikası. EKEV Akademi Dergisi, 20 (66), 433–461.

Bayram, P. (2008). Seyyid Mîr Hamza Nigârî’nin Anadolu ve Azerbaycan’daki devamcıları, filologiya Meseleleri, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi M. Fuzuli Adına Elyazmaları Enstitüsü, 2, 254–259.

Çelebi, H. (2001). Seyyid Osman Adapazarî Divanı (Transkripsiyonlu Metni). [Yüksek Lisans Tezi] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi.

Çınarcı, M.N. (2016). Bakü el yazmaları Enstitüsündeki Türkçe el yazmaları (Divan edebiyatı numuneleri). Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (TAED), 59, 15–53.
Coşkun, M. (2011). Klasik Türk şairinin poetikası üzerine. Bilig, 56, 57–80.

Kök, A. (2017). XIX. Asır Azerbaycan edebiyatında Fuzûlî ve Nigârî geleneğinin bir temsilcisi: Seyyid Giryân Cemâleddin Kazâkî. 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum Dergisi, (18), 685¬¬–697.

Okay, M.O. (2009). Poetika Dersleri. Hece Yayınları.

Pirverdioğlu, A. (2025). Azerbaycan divan edebiyatı.

https://www.altayli.net/azerbaycan-divan-edebiyati.html Erişim Tarihi: 16/06/2025.

Serbest, M. (2002). Divân-ı Seyyid Osman. [Yüksek Lisans Tezi] Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi.

Serdivan Fikir Sanat Akademisi (2021). Seyyid Osman Adapazârî Dîvânı ve Bestelenmiş İlâhîleri. Değişim Yayınları.

Soleimanzade, N. (2016). XIX. Yüzyıl Azerbaycan şairlerinden Âciz ve dîvânı. Turkish Studies, 11/15, 373¬–390.

Tarhan, A. (2024). Osmanlı’da resmi bir poetika kurumu Re’isü’ş-şu’arâ müessesesi: Temsilcileri ve prensipleri. Folklor/Edebiyat, 30(2), 465–484.

TESS, Ahmet Yesevi Üniversitesi. Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü (2025). Dîvân (Seyyid) Şiirler Seyyid, Seyyid Osmân maddesi, https://tees.yesevi.edu.tr/madde-detay/divan-seyyid-tees-1968

Topak, Z. (2020). 18. Yüzyıl Divan Şiiri Poetikası, Akademik Kitaplar Yayınları.

Yusuf Ertuğrul ERDEM